5- Bakımevi Günleri 2 - Teslimiyet ve Minnet
“Aklın bahar olunca, fikrin çiçek açar. Güzel düşün ki güzel şeyler olsun” derler. İşte ben tam da bakımevinde bu felsefeyle çiçek açmaya başlamıştım; olumlu düşünmeyi ve iyi şeyler hayal etmeyi öğreniyordum. Bunda, bakımevindeki iyi insanlara ek olarak, yeni başladığım Biyoenerji seansları da etkili olmuştu. Nedir bu derseniz; kısaca insan vücudundaki çakra merkezlerini açıp vücudun enerji dengesini düzenlemeyi amaçlayan doğal bir terapi yöntemi.
İtiraf etmeliyim, bu seanslarla tamamen iyileşebileceğimi düşündüm. Travmalarını bulup şifa bulan pek çok örnek vardı. Bende tam olarak işlemedi ya da doğru travmamı bulamadım 🤭☺️ ama yine de çok iyi geldi, biliyor musunuz? Örneğin, terapistim fizik tedavilerde hiç çalıştıramadığım kasın artık az da olsa çalışmaya başladığını söyledi. Tesadüf mü, değil mi bilmiyorum ama o dönemde beni motive eden ve kendimi hep yürürken hayal etmeme sebep olan bir yol bulmuştum.
Bakımevinde kalışımın ikinci ayındaydım, Şubat 2024’te. Henüz sandalyede uzun süre oturamıyorken, Kasım ayından randevu aldığımız ve Türkiye’de nöroloji hastalıkları, özellikle de MS üzerine ün yapmış bir profesöre daha gittik. Amacımız, pek inancımız olmasa da, başka tedavi yolları sormaktı.
Bakımevim, yolda zorluk çekeceğimi bildiği için beni ambulansla gönderdi. Gittiğim yer, Şişli’nin en işlek caddelerinden birindeydi; İstanbul’un eski mimari yapısını yansıtan, tıp ve "sanat"ın buluştuğu çok değişik bir tıp merkeziydi. O anlarda benim sanat görecek halim yoktu elbette. 😊 Sandalyede fazla oturamıyor, otursam da ağrılarım dayanılmaz şekilde artıyordu. Bu nedenle randevu saatinde gidip, işimizi çabucak halledip çıkmak istiyordum. Gelen süslü, şık ve estetikli hastaların yanında benim durumum içler acısıydı ve bakışlar genelde üstümdeydi. 🤦🏻♀️
Yine bir umutla doktorla görüştük. Önce baştan sona hastalık ve tedavi hikayelerimi dinleyip not aldı. Beklediğimiz, "size birkaç doz daha IVIG ya da plazmaferez uygulayalım" ya da "bir de şu ilacımız var, onu deneyelim" demesiydi. Ama hoca bize şu ana kadar yapılan tüm tedavilerin doğru olduğunu, başka bir tedavi yönteminin kalmadığını söyledi aynı diğer doktorumun dediği gibi. Bu hastalığın zor olduğunu ve yürüsem bile ayağımda, bacağımda bir sekel (kalıcı hasar) bırakabileceğini ekledi. Fizik tedaviye asılmam gerektiğini ve şanslıysam gençliğimin verdiği avantajla belki yürüyebileceğimi de belirtti.
Aslında benim çok beklediğim bir cevaptı, hiç şaşırmadım. Ama eşim hışımla doktora dönüp "Nasıl yani, başka yapılacak hiçbir şey yok mu? Böyle mi kalacak bu yaşında?" diye sorunca, bu kez eşimin yaşadığı büyük çaresizliğe ve yıkılmışlığa tanık oldum.😔
Doktorun odasından çıkıp dönüş ambulansını beklerken eşimle birer kahve içtik. "Ne yapacağız, böyle mi kalacaksın yani?" dedi yine büyük bir hayal kırıklığıyla. Ona "Ben artık Allah’a güveniyorum bu konuda, imtihandayım ve geçecek, her şeyi boşver, içim rahat, fizik tedavime devam edeceğim. Kalbini ferah tut" dedim. (Bir yerden sonra teslimiyet geliyor çünkü.) Ve yine sirenler eşliğinde bakımevine geri döndük. Akşamında, en yakın arkadaşlarım gelmişti yine ve gerçekten de o günün yükünü silip attılar, canlarım...💜
Güzel şeyler de oluyordu. Tuvalet kontrolü konusunda aşama kaydetmiştim ve bu bizi çok sevindirmişti, çünkü her olumlu gelişme bir diğerine kapı açıyor, umudu gösteriyordu. Fizik tedavilerim gün geçtikçe daha iyi geçiyordu ve bayağı ilerlemeye başlamıştım. O sorumluluk bilincim, iyileşme hırsım ve genç olmam beni her gün geliştirip ileriye taşıyordu.
Birçok doktor, terapistim ve eş dostun tavsiyesiyle ek olarak başka bir kurumda "Robotik Fizik Tedavi" almaya başladım. Nasıl bir şey diye sorarsanız; askı yöntemiyle sizi bağladıkları, sırtınızı, belinizi, bacaklarınızı ve ayaklarınızı robot gibi bir mekanizmaya bağlayıp otomatik bir şekilde yürüten bir cihaz. Robotla sizi sıkan bir düzeneğin içinde de olsa ayakta durup yürümek ilk başlarda beni çok mutlu etmişti. Yaklaşık dokuz ay devam ettim. Ancak, "herkesi kolaylıkla yürüttüğü" söylenen cihazın, benim hastalığımdaki sonuçları yine sınırlı kalmıştı. Tabii taban hissiyatımın gelmesi ve vücut dengesi kazanabilmeme katkısı konusunda hakkını yemeyeyim. O kurumdaki Robotik ve normal Fizik Tedavi günlerime bir sonraki yazımda devam edeceğim. Çok farklı anılarım var orada da.
Bu arada o kuruma gidişim, anlaşma sağladığım ücretli özel bir engelli taksiyle oluyordu. Tekerlekli sandalye ile arabanın içine bindiriliyordum. Böylelikle sürekli transferime gerek kalmıyordu. İnsan başına gelmeyince bilmiyor işte, meğer engelliler için böyle arabalar varmış, hiç dikkatimi çekmemişti daha önce. Ne şanstır ki, bu engelli arabaların sahipleri ve şoförleri de bu süreçte karşıma çıkan iyi insanlardandı...
(Aşağıdaki fotoğraflar robotiğin ilk gününden...)
Terapistimle de oturma dengemde iyi bir seviyeye gelmiştik, kalça dengem de hızla ilerliyordu. Önceden diz üstü oturmada dengede duramayan ben, artık bayağı korkusuzca hamleler yapmaya başlamıştım. Ayakta durma ve yürüme çalışmalarında bir seviye atlayarak, fizik tedavi dilinde "posterior shell" denilen, Türkçesi "arka kabuk" ama asıl anlamıyla bacaklarımın arkasına iki tahtanın kuvvetli yapışkan bantlarla sabitlenerek dizlerimin bükülmesini engelleyen dizlikleri kullanmaya başlamıştım. Ayaklarımda da yürürken aşağıya düşüp sürünmemesi için geriye doğru "çektirme" dediğimiz lastikli bantları kullanıyordum.
İlk denemeler kabus gibiydi, hiç alışamamıştım. Sanki bacaklarıma yük gibi geliyorlardı. Sonraki günlerde daha da alışmaya başladım; hatta geri geri yürüyüşlerde o kadar iyiydim ki, bundan sonraki hayatımı geri geri yürüyerek geçirebileceğimi söylemiştim. 😄
(Buradaki son fizik tedavi günlerimden fotoğraflar- Pilates topu desteği ile dizüstü duruş ve dizlikle ayakta durma/yürüme çalışmaları)
Günler günleri kovalamıştı ve benim evlat hasretim artık orada kalma ihtiyacımdan daha ağır basmaya başlamıştı. Fizik tedavi ve robotik günlerinde bir şekilde gün geçiyordu ama haftasonları ve akşamlar çok zordu. Oğlumla sürekli telefonda konuşuyorduk ya da ziyaretime geliyordu, hatta birkaç kere eve de çıkmıştım (yılbaşında, oğlumun doğum gününde gibi), ama hiç yeter mi? Oğlumun da özlemi ve isyanı çok artmaya başlamıştı. Okulda da zorlanıyordu, normal hayatında da. Bu durum içimi sızlatıyordu.
Aynı şekilde, eşim çalıştığı için haftada bir gece bir gün yanımda kalabiliyordu, Cuma akşamları. İple çekiyordum o günleri; konuşuyorduk, paylaşıyorduk, gülüyorduk. Evet, artık gülüyorduk çünkü umudumuz vardı.
Terapistim hiç belli etmese de bana inanmıştı, başaracağıma. Biz de ona inanmıştık. Ama bakımevinden artık ayrılma ve eve çıkma kararı aldığım için onunla da ayrılık vaktim gelmişti maalesef. Evde terapiye onunla devam etmek istesem de boş zamanı yoktu, başka hastaları vardı. Bir yandan kızıyordum, beni nasıl bırakır, beni hayata döndürdü şimdi ortada bırakamaz diye 🤭😊 ama yapacak bir şey yoktu o zaman için. Çok üzgündüm. Belki sonra hastaları azalınca bana da vakit yaratır umuduyla kendimi avuttum.
Fizik tedavi hayatıma Robotiğe başladığım yerde devam edecektim. İstanbul’da ismini çok az duyurabilmiş ama aslında belki de en iyi fizik tedavi merkezi deniliyordu, yine bakımevinde çalışanlardan duymuştum orayı. Robotiğe de o yüzden orada başlamıştım.
Bakımevinden ayrılık vakti gelip çattığında herkesle vedalaşmak inanın o kadar zordu ki. Altı ay dile kolaydı. Orada tanıdığım herkese o kadar minnettarım ki:
• Beni sevgiyle yıkayan, paklayan, saçlarımı bile kurutup tarayan hatta ören bakımcı ablalarıma,
• Bana hep sevgiyle ve güleryüzle yaklaşan, moralimi yükseltmek için bazı akşamlar benim terasa çıkma isteğimi bile kırmayıp yukarı çıkaran, sohbetleri,esprileri ile moral veren tüm o tatlı hemşirelere,
• Güzel yemekleri ile midemi bayram ettiren aşçılarına,
• Ve en çok da, ilk terapimizden itibaren beni ve ailemi kendine hayran bırakacak bir derecede incelik, nezaket, sevgi ve saygı gösteren, tüm bilgi ve becerilerini en iyi şekilde ortaya koyan, beni belki de hem psikolojik hem de fiziksel olarak yerin en dibinden gökyüzündeki bulutlara çıkarıp içimde bir umut yeşermesini sağlayan fizyoterapistime minnettarım.🙏
(Terapistimle veda pozumuz 😊)
Ve böylece altı ay süren bir macerayı, sayısız minneti ve en önemlisi içimde yeniden yeşeren umudu yanıma alarak o kapıdan çıktım, bu sefer arabamızla hem de...🙏🥰
Hoşça kal bakımevi günleri, Merhaba evim, yuvam, ailem ve oğlum...💕
Cansın...
YanıtlaSil🙏💙
Sil