4- Bakımevi Günleri: Utançtan Umuda




Bakımevi Günleri: Utançtan Umuda

Bölüm 1
Evet, en son hastaneden çıkmak zorunda kalmamız sebebiyle bulduğumuz bakımevine gittiğim günde kalmıştık. Burası aslında genel olarak Yaşlı Bakım Merkezi'ydi. Arada benim gibi, bir süre kalıp çıkan nadir genç hastalardan biriydim.

Ambulanstan indirildikten sonra oradaki hemşire ve yardımcı bakımcılar tarafından çok güzel karşılandım. Hastanede olmak benim için ne kadar kötü olsa da uzun bir süre için güvenli bölgem yada konfor alanım orası olmuştu. Bu geldiğim yer hastaneye göre daha eski bir binada,daha butik ve küçük bir yerdi. Ama fizik tedavisi de olduğu için ve çok olumlu yorumlar duyduğumuz için burayı tercih etmiştik.

Çok kötü hissediyordum kendimi, ailecek kötüydük ve sanki oraya sığınmış gibiydik. Psikolojim artık o kadar bozuktu ki, kendi evime çıksaydım da kendimi kötü hissedeceğimi çok iyi biliyordum. Ama düşünsenize; bu yaşımda bakımevlerine düşmüştüm. Oradaki yaşlı hastaların arasında en genci bendim ve bu durum, orada halimi görüp öğrenen herkese acı vermiştir eminim, tıpkı bana verdiği gibi.

Odama yatırdılar, bazı kan testleri yapıldı vs... Oradaki en büyük odalardan biriydi. İlk başta alışamamıştık; ne odaya, ne oradaki düzene,ne de oradaki insanlara. Hastanede uzun süre kaldıktan sonra burada herşeyi, herkesi yadırgıyorduk, sürekli şikayetlerim, isteklerim, ihtiyaçlarım bitmiyordu. Ama inanın alışmamız ve sevmemiz için o kadar çok çaba sarfettiler ki, orayı ve o insanları sevmemek imkansızdı. Zaman gerekiyordu sadece.

(Bu aşağıdaki fotoğraf ; Bakımevindeki ilk günüm, 9 Aralık 2023. Yüzümde ağlamanın verdiği kızarıklık, şiş gözler ile zoraki bir gülümseme...)


Ben cumartesi giriş yapmıştım, o nedenle pazartesiye kadar kurum daha boş ve sessizdi. Çok içime kapanmıştım, utanıyordum. Hastalığımdan, halimden , muhtaçlığımdan, çaresizliğimden herşeyden herkesten utanıyordum o anlarda. Pazartesi olduğunda fizik tedavimin de başlayacağını, kurum doktorunun da ziyaretime geleceği söylenmişti. Bu arada tabii ki ağrılarım devam ediyordu. Buraya bir parantez açmak istiyorum.

(Nöropatik Ağrının Tasviri)
Ağrılarımı sadece çeken bilir Allah kimseye de çektirmesin diyorum ama,  tasvir etmem gerekirse çektiğim ağrılar nöropatik ağrı denilen;  sırtımın, belimin ve  belden aşağı heryerimin kimi zaman kasılıyormuş yada etimi çekiştirip koparıyorlarmış gibi, kimi zaman cayır cayır yanıyormuş gibi kimi zaman tam tersi donuyormuş gibi kimi zaman da iğneler batıyor yada karıncalanıyormuş gibi hissedilen bir ağrı şekli. Omurilikteki hasarlı bölgeden aşağı sinir iletimi tam olmadığı için hareket gerçekleşmiyor, beyin de bunu ağrı olarak geri bildiriyordu. Ama biz nedense bu kadar çektiğim ağrıya rağmen nöropatik ağrılarımın olmasına hep sevindik. Çünkü vücut tamamen bırakmış olsaydı iletimi hiç ağrım olmazdı, en azından vücudum zorluyor birşeyleri diye düşündük yada avuttuk kendimizi.

Bu arada aldığım kortizonlar sebebiyle hep tuzsuz beslenme verildi bana hastanede.(Ona rağmen fotoğraflarda da göreceğiniz gibi yanaklarım,gıdım kocaman olmuştu. 🤭😊) Ama artık kortizon dozu yok denecek kadar az veriliyordu ve ilk kez bakımevinde uzun bir süreden sonra çok özlediğim harika bir bezelye yemeği ve pilav yedim mutluluka. Bakımevinin ilk olumlu tarafını yakalamıştım: Çoğunlukla lezzetli yemekleri... ☺️

Yeni Fizyoterapistim ve Yeniden Oturmayı Öğrenmek

Pazartesi sabahı yeni bir yerde yeni bir düzende tatsız şekilde uyanmıştım. Yanımda annem vardı o gün. Kahvaltımızı yaparken odamızın kapısı tıklandı. İçeri gelen kişi böyle bana göre kocaman,upuzun bir adamdı ; fizyoterapistim olduğunu ve bir saat sonra çalışmaya başlayacağımızı söyleyip gitti. Aşırı sinir olmuştum, daha yeni ayılıyordum.Benim önceki fizyoterapistlerim hep ufak tefek kadınlardı. Kadın kadına daha mı rahat etmiştim, yoksa yine bir konfor alanından çıkmak zorunda kaldığım için mi bu kadar stres yapmıştım bilmiyorum ama, gelen kişiye çok sinir olmuştum. (Gerçi Başak burcu olanlar beni yine anlayacaktır, konfor alanı bir Başak için vazgeçilmezdir. 😂)

Neyse 1 saat sonra terapistim tekrar geldi ve çalışmaya başladık. Biz annemle o bir saatin sonunda terapistim gidince ağzımız açık bir şekilde birbirimize bakakaldık terapinin güzelliğinden ve  2.atağımdan sonra hastanede fizik tedavi adına aslında pek de birşey yapılmamış olduğunu anladık. Orada yapılan sadece bacaklarımı germek, çekip iterek hareket ettirmekti.

Buradaki fizyoterapistim önüme bir yol haritası çıkarınca, aslında benim durumumda olanlar için bile hâlâ yapılabilecek bir şeyler olduğunu anladım. Hastanede benden umut kesilmişti ve oturma dengeme bile önem verilmemişti. Halbuki ne kadar önemliymiş. Ben düz bir şekilde arkamı yaslamadan oturamıyordum ve bunu buradaki fizyoterapistim sayesinde fark ettim. Resmen oturma dengem yokmuş.

Amacı, önce beni başkalarına yüzde yüz bağımlı olmaktan kurtarmaktı. Benim önce oturma dengemi, karın ve kol kaslarımı, yatakta kendi kendime sağa sola dönebilmemi, sandalyeden yatağa ve yataktan da sandalyeye az bir destekle geçişimi geliştirmek istiyordu. Meğer bu tarz durumlarda ilk yapılacak şeyler bunlar imiş, biz bilmiyormuşuz.

(İşte oturma dengesi çalıştığımız anlardan fotoğraflar...)




Fizyoterapistimle çalışmaya başladıktan kısa bir sıre sonra ablam kendisine hem teşekkür etmek hem de durumumu sormak istemiş ve hastanede benden umudu kestiklerini ve fizik tedavi adına kendisinin yaptırdıklarını hiç yaptırmadıklarını söylemiş. Terapistimin ablama karşılık verdiği şu sözü bizi çok etkilemişti "daha hiçbirşey yapılmadı ki umudu kesmek ne demek, önce yapılması gerekenleri bir yapalım yolumuz uzun, sonrasını o zaman düşünürüz."

Ayakta Durmayı Hatırlamak ve Yeni Bir Motivasyon
​Daha sonra tam hatırlamıyorum ama, terapilere başlamamızın daha dördüncü gününde falan beni ayağa kaldıracağını söyledi. "Nasıl yani? Ben kalkamam ki, ben basamıyorum, dizlerimi kitleyemiyorum, nasıl olacak bu iş?" derken kendimi iki kişinin daha yardımıyla ayakta buldum ve bu ayağa kalkma işini her gün en az 5 dakika yapıyorduk.

(Ayakta durduğum ilk zamanlardan bir foto.Tabii dizimi kilitliyorlardı elleriyle. Başlarda ne kadar yamuk duruyorum mesela... 🙈)



İlk zamanlar tam anlamasam da, terapistimin sonraları benim bel,kalça ve vücut dengem için ve beynimin tekrar ayağa kalktığımı hatırlaması için çok önemli birşey yaptığını anladım. Bir de bu yaptıklarını hep tatlı dille,güler yüzle ve hoş sohbetle yapıyordu. "Her tanışmanın bir nedeni var.Ya nasipmiş ya imtihan" demişler. Bu seferki nasipti. Çünkü benim moralime o kadar iyi gelmeye ve beni o kadar motive etmeye başlamıştı ki...Hep dua ettiğim gibi Allah da hep onun gönlüne göre versin...🙏🥰
E tabi benim de gayretli ve sabırlı çalışmalarım sonucu kısa bir zamanda paralel bara terfi etmiştim.😀

(Terapilerimden birkaç fotoğraf: Paralel barda ayakta duruşum ve pilates topu çalışmaları)





Pilates topunun üstüne yada emekleme pozisyonuna nasıl geldiğimi sormayın, resmen fotoğrafta gördüğünüz  beyefendilerin kuvvetiyle topaç gibi döndürülüp kondurulmuştum ne olduğumu anlamadan ve gülme krizine girmiştim.O anı ne ben ne de fizyoterapistim unutabiliriz sanırım çünkü gülme krizim uzayınca bana birşey olduğunu sandı 😀.

Hasret ve Huzur Arasında: Bakımevinin Dönüştürücü Desteği

Zamanla oradaki herkesi tanımaya başlamış ve yakınlık kurmuştum. Kurum doktoru, hemşire sorumlusu, diyetisyenler, hemşireler, yardımcı bakımcılar,  aşçılar , garsonlar, temizlik personelleri..herkesi ama herkesi tanımış ve çok sevmiştim. Yaptığımız sohbetler, sadece bana karşı da değil orada kalan tüm yaşlılara karşı olan davranışları, yardımları ve en önemlisi bana yaptıkları umut dolu konuşmalar benim moralime o kadar iyi gelmişti ki...Ailem ve arkadaşlarım bile telefonda artık sesimi çok iyi duyduklarını yada beni çok iyi gördüklerini söylüyorlardı.

Oturma dengem düzeldikçe fizik tedavimden sonra beni tekerlekli sandalyeye oturttukları gibi hemen terasa çıkarıyolardı hemşireler. Terasta kahve keyfi yapıyor, bazen de öğle yemeğini refakatçim ile birlikte orada yiyorduk; annem, kayınvalidem, eşim veya ablam. Tabi refakatçi durumlarını ayarlamak da zor oluyordu, çünkü evimin ve bakımevinin arası uzaktı biraz. Özellikle eşimi ve anneleri ; 6 ay boyunca yanıma gidip gelmek ve hem evimle hem oğlumla ilgilenmek çok yordu. Tüm ailem sadece bana göre yaşamaya, her işlerini bana göre ayarlamaya, kendi sağlıklarını bile benimkinden geri planda tutmaya çalışıyorlardı 🙏💕 . Ama yine de bu bakımevinin hepimize iyi geldiğini söyleyebilirim.

(Bu fotoğraflar yukarıdaki ilk fotoğraftan sadece 7 gün sonra çekilmeye başlanan bazı fotoğraflar. Yüzümüzde yeşeren o umudu ve mutluluğu görebilirsiniz... 🥰)










Günlerim böyle geçip gitmeye başlamıştı işte... Tabiki şu an hep güldüğüm, bakımevinde kalmanın olumlu taraflarını yazdım ama olumsuz tek tarafı inanın ailemi, oğlumu ve evimi özlemekti. Oğlumu deli gibi özlüyordum. 15 günde bir anca beni görmeye getirebiliyordu eşim. Başka zamanı hem okul yoğunluğu hem basketbol nedeniyle yoktu. Akşama kadar kalıyorlardı. Ama asla yetmiyordu tabi ona doyup, öpüp koklamaya. Odamın penceresi bakımevinin arka bahçesine ve garajına bakıyordu, eşimin arabayı çektiği yere. Onlar arabaya binip uzaklaşmaya başladığı an içimde kopan fırtınaları, odayı inlettiğim, isyan ettiğim ve hüngür hüngür bağıra bağıra ağladığım zamanları asla unutamam. Şu an yazarken bile ağlıyorum.



​Altı ay kaldım burada. O nedenle tek yazıya sığdıramıyorum buradaki anılarımı. Çok anım var. Sırada biyoenerji seansları, robotik fizik tedavi günleri ve fizik tedavimde bir seviye atlayarak dizlik kullanarak paralel barda yürümeye başlamalarım var...
Takipte kalın 😊


























Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1- Merhaba

2- Transvers Miyelit (Omurilik İltihabı)

3- Hastalık Psikolojisi ve Çaresizlik: Bedenim Bana Nasıl Yük Oldu?